Bundan 10 yıl kadar önce Sorgun Düşünce Kulübü’nün Sorgun’da iz bırakanları işlediği Portreler dosyası için babam Aydın Hoca’nın hayat hikayesini konu alan bir yazı kaleme almıştım (https://www.sorgundusuncekulubu.com/aydin-hoca/). Bu yazıyla Sorgun’un ve esasında tüm Yozgat’ın bir dönemine damga vurmuş önemli bir şahsiyeti tanıtırken aynı zamanda henüz hayattayken ona bir hatıra bırakmayı da arzu etmiştim. Ne mutlu ki her iki amaca da hizmet etti o yazı.
Aradan yıllar geçti. Babama dair bir yazı daha kaleme almam icap etti. Bu defaki bir veda yazısı olacak. Vedalar zordur. Dönüşü olmayan o yolculuğa çıkan kişi babanızsa veda etmeniz, hislerinizi ifade etmeniz daha da zordur.
Her nefis ölümü tadacaktır elbette. Kaçınılmaz son onun için de tecelli etti. Son yıllarda sağlık sıkıntıları artan babamı uzun bir yoğun bakım sürecinin ardından 4 Haziran günü (perşembeyi cumaya bağlayan bir gecede) ebediyete yolcu ettik.
O babaydı. Babalık kavramının bütün alametlerini üzerinde taşıyan bir adamdı. Varlığının bize hissettirdiği güven ve huzur tarifsizdi. Onun kuşağı (ayıp kabul edildiği için) çocuklarını açıktan sevemeyen, sevgisini gösteremeyen bir nesilken; o bizlere karşı son derece müşfik, sevecen ve güler yüzlü davranan, yeri geldiğinde şakalaşan, oyunlar oynayan bir babaydı. Bu tavır ve davranışlarının dedem tarafından zaman zaman yadırgandığını ve eleştirildiğini hatırlarım.
Babamın bizlere ilgisi, sevgisi ömrü boyunca hiç azalmadı. Hastalığının son zamanlarına kadar her sabah düzenli olarak bizleri arar, bir derdimiz sıkıntımız varsa moral vermeye çalışırdı. Ameliyata girmeden önce vedalaşırken anneme “Kuzularım sana emanet” demesi, yaşadığı onca acı içerisinde hala bizi düşünebilmesi için söylenecek söz bulamıyorum. Halbuki en küçük kuzusu bile 40 yaşını geçmişti.
O bizim için her zaman bir dayanak, güvenli bir sığınak, yol gösterici bir pusula oldu. Bize iyilikten, iyi insan, iyi Müslüman olmaktan başka bir şey nasihat etmedi. O her yönüyle örnek aldığımız, hep olmak istediğimiz rol modelimizdi. Öyle de kalacak.
O sadece biz çocuklarına değil henüz iki yaşındayken babasını kaybederek yetim kalmış anneme de babalık etti. Vefatıyla annem bir kez daha yetim kaldı.
Bizim dışımızda, birçoğunu tanımadığımız, bazılarının isimlerini bile bilmediğimiz nice insana da babalık etti, kol kanat gerdi. Kanatlarının gölgesinde yüzlerce gariban barındı. Vefatı sadece bizi değil onları da yetim bıraktı.
Yardımseverdi. İhtiyacı olana, darda kalana kendi imkanı varsa mutlaka yardımcı olur, yoksa çevresindeki başka hayırseverleri devreye sokarak ihtiyaç sahibine destek olmaya gayret ederdi.
Cömertti. Paylaşmasını bilir, ikramda bulunmayı severdi. Evimiz, işyerimiz her zaman misafirle dolar taşardı.
Kadirşinastı. Bir şekilde yolu kesiştiği insanları asla unutmaz; yaşına, statüsüne bakmadan arar sorar, irtibatı koparmazdı. Dostlarına, ahbaplarına asla sırtını dönmez, aramayanı arar, gitmeyene giderdi.
Sahiciydi, samimiydi. İlişkilerinde yapmacık davranmaz, bu yüzden de arkadaşlıkları hep uzun soluklu ve güçlü olurdu.
Kibirsizdi. Kimseye büyüklük taslamazdı.
Kin tutmazdı. Kendine kötülük eden, nankörlük eden nice insanı affettiğine şahidim.
Nüktedandı, hazırcevaptı. Konuştuğu zaman kendini dinletir, anlattığı konuya fıkralarla, esprilerle ilgi çekmeyi bilirdi.
Para pul, makam, şöhret hırsı olmadı. Sade, mütevazı ve gösterişsiz bir hayat sürdü.
Her yaştan insanla çok kolay diyalog kurabilirdi fakat en çok gençleri severdi, onların dilinden çok iyi anlardı. Nesiller değişse de hayatının her döneminde çevresinden gençler eksik olmadı. Farklı bir çekim gücü vardı, tanıyan/tanışan herkese tesir ederdi.
İyi bir hocaydı, eğiticiydi. Etrafında her yaş grubundan talebesi olurdu. Babalık kadar hocalık da çok yakışırdı ona.
İlime, eğitime, okuyana, okumak isteyene hep destek oldu. Kendisi de çocuk yaşta evinden ilim uğruna ayrıldığı için bu yola baş koyanların yaşayabileceği zorlukları, nelere ihtiyaç duyabileceklerini çok iyi bilirdi. Gerek şahsen gerekse kurduğu, kurulmasına ön ayak olduğu vakıflar ve dernekler aracılığıyla sayısız talebeyi madden/manen himaye etti, eğitimlerini tamamlamalarına vesile oldu.
Dava adamıydı. İnandığı dava yolunda hiç pes etmeden, zaaf göstermeden, istikametinden şaşmadan, savrulmadan ve en zor zamanlarda dahi umutsuzluğa düşmeden, yılgınlık göstermeden kararlılıkla mücadele etti.
Liderdi, önderdi, imamdı. En zor zamanlarda, en ihtiyaç duyulan anlarda öne çıkmasını, sorumluluk almasını, fedakârlık göstermesini bilir, kitleleri arkasından sürüklerdi. Görevden kaçmaz, saklanmazdı. Zor şartlarda, imkansızlıklar içinde başarılan birçok işte onun liderlik vasıfları belirleyici olmuştur.
Aksiyonerdi, eylem adamıydı. Kıt imkanlarla birçok hayırlı ve kalıcı işe ön ayak oldu.
İrfan ehliydi. Anlı şanlı diplomaları yoktu lakin nice diploma sahibinin akıl danıştığı, fikrine değer verdiği kişi oydu. Başkalarının görmediğini görür, hissetmediğini hissederdi.
Ayrıştırıcı değil, birleştiriciydi. Toplumun her kesiminden, her dünya görüşünden insanla temas kurar, gönüllerine girmeyi başarır, saygı uyandırırdı. Günümüz dünyasında bunun ne kadar değerli ve önemli bir meziyet olduğunu çok daha iyi anlıyorum.
Varlığıyla çevresini güzelleştiren insanlardandı. Çok kısa süre görev yaptığı yerlerde dahi mutlaka bir şeyleri değiştirmiş, iz bırakmıştır.
Karizmatikti. Caddede yürüdüğü zaman herkes ayağa kalkar, saygı gösterirdi.
Tanısın tanımasın, karşılaştığı her insana selam verirdi. Şimdi insanlar bırakın selamlaşmayı, göz göze gelmekten bile kaçınır oldu.
Allah vergisi, güçlü, dokunaklı bir sesi vardı. Sesini çok iyi kullanırdı. Etkileyici bir Kur’an okuma tarzı vardı. Bülbül kasidesiyle özdeşleşmişti, meclislerde özel istekle okurdu. Sesinin müdavimleri bir hayli fazlaydı.
Kur’an aşığıydı. Kur’an’a adanmış, Kur’an yolunda bir hayat yaşadı. Yediden yetmişe sayısız insana Kur’an öğretti. Gençliğinde yarım kalan hafızlığını ellisinden sonra tamamlayarak önemli bir hedefini gerçekleştirdi.
Bu saydıklarım gibi daha birçok güzel hasleti şahsında barındıran; sayıları artık iyice azalmış ve yeri dolması çok zor o eski zaman insanlarının belki de son temsilcilerinden olan; dava, mücadele, eylem ve gönül adamı kıymetli babacığım Aydın Hoca, dar-ı bekâya göçerken kubbede hoş ve gür bir sada bıraktı.
İyi bir insan, iyi bir müslüman ve iyi bir mü’min olduğuna şahitlik ederim. Mekânı Cennet olsun.
Abdullah ALPAYDIN
SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ



























































































































