Anadolu’da Azaplık

Önce, AZAP  kelimesinin sözlüklerdeki karşılığına bir göz atalım. Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı ve 1974’de 6. Baskısını yaptığı TÜRKÇE SÖZLÜK ün 78. Sayfasında aynen şöyle yazıyor:

Azap(1) a. 1. (Anadolu’nun kimi bölgelerinde) Çiftlik uşağı: “Azap durduğu kadar, çoban güttüğü kadar” 2. Eskiden daha çok donanmada çalıştırılan bekar asker: Tersane azapları, gemi azapları. Azap(II) a. Ar.(, ) 1. Dünyada günah işlemiş olanlara ahirette verilen ceza: Kabir azabı. Cehennem azabı. 7. Şiddetli ve büyük sıkıntı: Vicdan azabı. Azap çekmek 1) Çok büyük sıkıntıya uğramak; 2) Ahirette ceza görmek.

Mustafa Nihat Özön’ün hazırladığı ve İnkilap Aka Kitabevlerinin 1973’de 5. Basımını yaptığı “Osmanlı -Türkçe Sözlük’ün 48. Sayfasında yazılanlar : Azab, A. i (ayın ve zeile) 1. Ceza. 2. Günahlara karşı ahirette çekilecek ceza. 3. Eziyet, işkence. 4. Büyük sıkıntı, şiddetli acı. Azab- ahiret, Cehennem azabı, Azab-ı kabr, mezarda meleklerin soracaklarına cevap verirken çekilen sıkıntı.

Milliyet Gazetesi’nin “Dictionaire Larousse’dan” hazırladığı “Ansiklopedik Sözlük’ün” 1993/94 basımı Cilt 1,252. sayfasında yazılanlar : AZAP:İs (ar. Azab) Bedensel veya ruhsal şiddetli acı, ıstırap, üzüntü, eziyet, ezinç, Azap içinde yaşamak. Azap içinde ölmek. Bu yolculuk bizim için tam bir azap oldu.” Ahirette verilecek ceza. Kabir azabı. Cehennem azabı. Azap çekmek; Büyük acı, sıkıntı içinde olmak, eziyet çekmek. “Bizimkisi yaşamak değil, azap çekmek.” (Birine) Azap vermek: Ona acı, üzüntü çektirmek, on aşın derecede üzmek. “Amacım size azap vermek değil.” AZAP is. 1. esk. Evlenmemiş bekar erkek. 2. halk d. Çiftliklerde bir yıllığına tutulmuş erkek hizmetçi, çiftlik uşağı. Tar. 1. Denize kıyısı olan Anadolu Beylikleri’nde donanma hizmetinde görevlendirilen askeri bir sınıf. 2. Osmanlı Kara Ordusunda, eyalet askerlerinden oluşan hafif piyade askeri. // Azap Ağası: Azap askerlerinin en yüksek komutanı // Azap Katibi: Azap Ağası’ndan sonra gelen, azap askerlerinin kayıtlarını tutmak ve maaşlarını vermekle görevli kişi. // Bahriye Azapları: Devşirmelerden kurulan ve Osmanlı Donanması’nda 15.YYın ilk yarısından itibaren, tüfekendaz olarak kullanılan deniz piyadeleri.

Azabın Oğlu ve Anıları adlı kitapta yazılanlar : “Azaplık orta Anadolu yöresinde deyim olarak “hizmetli” olarak geçmektedir. Köy ağalarına azaplık altı ay süre ile başlar . Ağanın bütünüyle getir götür  işleriyle altı ay zaman birimi bitinceye kadar devam eder.” (Azabın Oğlu ve Anıları-Ziya Hızıroğlu /1936 Yılı Sorgun Alcı Köyü doğumlu yazar , askerlik öncesi köyünde azaplık yapmış bulunmaktadır. Çankaya/Ankara Nüfus Müdürü iken 1982 yılında emekli olmuş, 2018 yılında vefat etmiştir. / Sorgun Kökenli Değerlerimiz-Prof.Dr. Rauf Yücel)

Biz; bu yazıda sadece çiftlik uşağı anlamına da gelen azap kavramını ele alacak ve özellikle Anadolu’daki Ağa Azap ilişkilerini, bir zamanlar tanık olduğum kimi örnekler de vererek, açıklamaya çalışacağız.

Yüzyıllardır çiftçilikle uğraşan çoğu Anadolu insanı, ağır bedeni güce dayanan bu işi yaparken, kendinin ve ev halkının üstesinden gelemediği durumlarda, bir ya da birkaç yardımcıya ihtiyaç duyarlardı. Bu yardıma gelenler ya gündelikçi (yevmiyeci) olarak çalışırlar veya duruma göre mevsimlik ya da tüm yıl (senelik) anlaşma yaparlardı belli bir ücret karşılığında, İşte böyle uzun süreli çalışanlara “Azap” denirdi.

Azap duranlar, çoğu kez fakir ve kimsesiz genç insanlar olurdu. Azap, kapısında çalıştığı kimseyi memnun ederse, aynı yerde bir kez daha azap durma şansımı yakalardı. Yok eğer tembel ve işine hor bakan birisi olursa, işinden kovulur ya da ücreti kısılırdı. Azaplar genellikle Ağa’nın evinde kalırlardı. Ancak kendi köyünde azap duranlar, anlaşmaya bağlı olarak geceleri kendi evinde yatabilirdi. Evli olan azaplar için, bu durum daha çok tercih edilirdi. Ancak başka köyden gelen evli Azaplar, anlaşmalarına bağlı olarak ayda 1-2 gün izinli sayılabilirdi. Bu kabil izinler, iş durumuna ve Ağa’nın anlayışına bağlı olarak değişebilirdi. Azap. karnını daima Ağa’nın evinde doyururdu. Duruma göre ya Ağa’nın horantasıyla aynı sofrada yer alır yada yattığı yere getirilir, tek başına yerdi yemeğini. Azap duran kişi, işini aksatmadan yapar ise  sevgi ve saygı  görürdü.

KÖHNE-İ KEBİR KARYESİ’NDE MUKİM AHALİ-İ İSLAM’IN  VE MÜTEMEKKİN  EHLİ ZİMMET REAYA’NIN  EMLAK VE ARAZİ VE HAYVANAT VE TEMETTUATININ MİKTARINI MÜBEYYİN DEFTERDE (MİLADİ 1844-1845, HİCRİ 1260-1261)

AZAPLIK  İŞİ İLE UĞRAŞAN BEŞ HANE  ve  HİZMETKARLIK İŞİ İLE UĞRAŞAN ALTI HANE  KAYDI BULUNMAKTADIR.

Azaplık  işi ile uğraşan beş (5) hane mensubu; “ Mükremin oğlu Mustafa, Ömer oğlu Ömer, Kırık Hasan, Toros’un damadı Ohannes, Vartık oğlu”  olarak  zikredilmektedir.

Hizmetkarlık  işi ile uğraşan altı (6) hane mensubu; “ Ade oğlu Bekir, Abdullah oğlu Abdullah, Emir Osman oğlu Mustafa, Kizir Musa, Çulha oğlu Toros, Melkün oğlu Ohanned” olarak  zikredilmektedir. (Sorgun  Temettuat Defterleri / Cilt 3 / Sorgun Belediyesi Yayınları)

Benim çocukluk yıllarımda; Sorgun Halkı’nın hemen, hemen %80’i, çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşırdı. Hatırlarım, her mahalleden 3-4 sürü davar, birer sürü sığır, bir sürü de camız (manda) çıkardı. Eşekler sığır sürüsüne katılırdı.

 Bindokuzyüz altmış’lı (1960’lı) yıllara kadar, makineli tarım yok denecek kadar az icra edildiğinden, bütün iş, insan ve koşum hayvanı gücüyle yapılırdı. Yani çiftçilik çok zor bir sanattı. Sabah güneş doğmadan işe başlanır, akşam güneş batıncaya dek çalışılırdı. Çiftçinin tatili, pazarı olmazdı.

 Arazisi çok olan çiftçiler, tüm tarlalarını kendi güçleriyle ekip biçmeye yetişemediğinde, çoğu, mevsimlik azap tutmak zorunda kalırdı. Hatırladığım kadarı ile Hürüş’ün Kadir’in, mevsimlik azabı olurdu. Keza İkikaralı Muhittin Kaa’da mevsimlik azap tutarmış, oğlu Kadir arkadaşım olduğu için biliyordum. Yine, Alcılı Halil İbrahim Ağa’nın, bir değil birkaç tane azabı olduğu anlatılırdı. Benzer bir durum, Gedikhasanlı Köyü’ndeki dayımlarda da vardı. Yavu Köyü’nden her baharda gelen mevsimlik bir azapları olurdu. Dayızadelerim büyüyüp işe koyulunca, artık azap tutma gereği kalmamıştı.

Ben asıl, Asım Emmim’in azabı Dursun’dan bahsetmek isterim. Asım Emmim; babamla yaşıt, ancak onun amcası idi. Yani büyük dedemiz Gö Ethem’in oğluydu ve onun arazisinin dörtte birine sahipti. Bir çok kez evlenmesine karşın, Asım Emmim’in hiç çocuğu olmamıştı. Benim çocukluğumda, Dişli Köyü’nden Yeter Abla diye bir karısı vardı. O kadınla en az 15 sene beraber yaşadı Asım Emmim.

 Dursun; Asım Emmim’de belki on yıl kadar sürekli azaplık yapmıştır, benim çocukluk yıllarımdan, lise yıllarıma kadar. Sanki Asım Emmimin oğlu gibi, sürekli onlarda yatıp kalkardı.

Bildiğim kadarı ile Gevrek Köyü’ndendi, Kış geceleri oturmak için hep bize gelir, birlikte anamın anlattığı masalları dinlerdik. Remzi Abimle yakın arkadaşlık ederdi, ondan birkaç yaş büyük olmasına karşın. Biz hepimiz çok severdik Dursun’u. Biraz safca bir hali vardı. Hiçbir şeye İtiraz etmez, hep gülümseyerek olumlu karşılardı, kendine buyrulan yumuşları.

Kışın Asım Emmim’in ahırındaki işleri bittiğinde, bizim ahıra da gelir abimlere yardım ederdi. Malların birikmiş gübrelerini, gecgere ile avluya dökerlerdi. Ben küçük olduğum için, onlara ahırın kapısını açar, geri kapatırdım, ahırın içi soğumasın diye.

 Dursun’un, ben orta mektebi bitirdiğim yıla kadar Asım Emmim lerde kaldığını hatırlıyorum. Sonra ayrılıp köyüne dönmüş. Dursun ayrıldıktan sonra, artık Asım Emmim biraz da yaşlandığı için çiftçilik yapmayı bırakmış, arazilerini peyder pey satarak, yaşamını devam ettirmişti. Ben Yedek Subay Okulu’nda iken (Ocak 1966) onu kaybetmiştik…

Prof. Dr. Rauf YÜCEL

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Author: yasin66
İsim: YASİN AĞAN