Eğitim’den Öğretime

İnsanın var oluşu ile birlikte başlayan öğrenme ve eğitim her geçen zaman artan öğrenme merakı ile gelişmiş ve evrilmiştir.

Türk toplum yapısının eğitim ve öğretimde günümüze hangi önemli kritik eşiklerden geçerek geldiğini genel olarak üç ana başlıkta inceleyebiliriz.

İslamiyet öncesi Orta Asya Türk dönemi;

Orta Asya Türk toplumu genel yaşam ve eğitim şekli öğretme-eğitme temeline dayanıyordu.

Toplumun bireyden sorumlulukları için temel beklentileri; toplumsal iletişim ve davranış şekilleri, hayatta kalma ve varlığını sürdürmek için savaş teknikleri, silah kullanma beceresi, avcılık, hayvancılık ve tarımsal faaliyet için temel yaşam bilgi beceri temelli olmuştur.

Boydan, obadan ve aile büyüklerinden aktarıla gelen örf, adet ve gelenekler ile iyi bir insan faydalı bir birey olmak için gerekli olan saygı, ahlak, adalet ve bağlılık öğretileri temel öğreti ve eğitim olarak ön plana çıkmaktadır.

Göçebe hayatının vermiş olduğu zorluk ve mücadele ruhu uzun vadeli gelecek planları yerine kısa vadeli dönemsel planları öncelemektedir. Toplumsal gerçek bu iken bu gelenekselci zinciri kırıp yazı ve okuma eğitimi almak isteyenlerin bölgelerinde ileri gelen ilim adamlarını bulması ders alması için çok uğraşması gerekiyordu.

İslamiyet’in kabulü sonrası dönem; ( Selçuklu – Anadolu Selçuklu- Osmanlı)

İslamiyet’in kabulü sonrası dönem ayırımından kasıt, bir din değişiminden ziyade bir öğreti ve eğitim sistemindeki eski – yeni karışımı ile yeni ve öğrenme temelli bir sisteme geçiştir.

Tek tanrılı inanç sisteminde tek bir tanrının olduğu, ahlak, doğruluk, namus, büyüklere saygı, toplumsal iletişim ve davranışlardaki hassasiyetler, usta çırak ilişkisi ile töre-sözlü öğreti sistemi üzerinden aktarılan din anlayışı iken, İslamiyet’in kabulü ile yazılı bir kitabı olan dinin yazılı kaynak aktarımı ile devam edilen sisteme dönüşmüştür.

Öyle ki ilk emri oku olan, dini emirlerin Kuranı Kerimden ve Hadis kitaplarından okuyup anlama ve uygulama üzerine kurulmuş, Ayet ve hadisler ile derin bir kaynak ve bilgi barındıran bu yeni din okumayı, ezberlemeyi, ilim peşinde koşmayı vaaz ediyordu. “İlim (veya hikmet) müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa alır”   Hadisi şerifi ile “Âlimler peygamberlerin varisleridir”  Hadisi şerifi öğrenmeyi asli görev haline getiriyordu.

Bu değişim ve dönüşümü zorunlu kılan yeni dinin öğrenilmesi tedrisat minderine oturmayı gerektiriyor, sadece savaşan, hayvancılık ve tarımla uğraşan bir hayat değil öğrenen ve öğreten bir insan olmaya yöneltiyor hatta zorluyordu. Direk bir etki olarak görünmese dahi endirekt olarak medrese, eğitim, hafızlık, arapça ilimleri için yerleşik bir hayat gerekiyordu.

Bu sürecinde etkisi ile Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı ile yaşadığımız topraklarda yerleşik hayata geçişinde temelleri atılmış oldu.

Dini öğrenim ile birlikte bilimsel çalışmalar için astronomi, matematik, tıp, edebiyat, sosyoloji gibi fenni ilimlerinde öğrenildiği büyük eğitim merkezlerine dönüşen medrese kültürü oluşturmuştur.

Dini ibadetler için bir yapı olması, bu yapı ile medrese ve eğitimin birleştiği büyük külliyeler inşa edilmesi ile ilim ve bilim yeşermiş, büyümüş Araplardan alınan bu sancak fenni ilimler ile sanki diğer yarısını tamamlayan muhteşem bir bütün olarak tüm dünyaya ışık saçan kaynaklar olmuş, Alimler, düşünürler ve bilim adamları yetiştiren merkezlere dönüşmüştür.

Öğrenme – öğretme merkezli İlim ve bilim son hızı ile devam ederken, eski kültürümüzün en önemli parçası olan eğitme- yetiştirme ise usta-çırak veya atadan&büyükten el alma, ders alma geleneği modern bir yapı ile meslek örgütüne dönüştürülmüştür.  Ahilik&lonca teşkilatı ile geçmişten geleceğe sağlam bir zanaatkar esnaf kültürünü sözlü ve yazılı olarak sistem içine almış, hem ticari hayatı hemde sosyal hayatı düzenleyen ihtişamlı bir yapıya dönüşmüştür. Doğruluğu, ahlakı, saygıyı, adaleti, paylaşmayı, yardım etmeyi önceleyen, usta-çırak ile mesleğin devamını sağlayan önemli ve belirleyici bir yapı olarak yüz yıllarca yaşamıştır.

İyi insan, iyi müslüman, ahlaklı esnaf ve sanatkâr yetiştirme üzerine koyarak sürekli gelişerek kurumsal yapıyı destekleyecek iyi devlet adamları, iyi yöneticiler ve komutanlar yetiştirmek için devlet politikalarına dönüşmüştür. Nizamiye ve Enderun medreseleri bunun birer örneğidir.

 Osmanlı son dönemlerine gelindiğinde çağın modern bilim ve gelişmelerine yeteri kadar önem verilmeyince çağın gerisinde kalmaya başlanmıştır. Özellikle askeri alandaki bu geri kalmışlığı çözmek için askeri eğitimin ayrılarak modern bir askeri eğitim ve yetiştirme sistemi ihtiyacı hissedildi. Bu çalışma tanzimat ile birlikte gelenekselci, modern, gayrimüslim okulları barındıran çoklu bir eğitim düzenine geçilmiş oldu.

Tanzimat sonrası ve Cumhuriyet dönemi

 Eğitimde ne öğretmek lazım yerine nasıl öğretmemiz lazım merkezli bir bakış konuşulmaya tartışılmaya ve sık sık gündem yapılmaya başladı, devletin savaşlarda aldığı başarısız sonuçlar, Avrupa’da yaşanan aydınlanma dönemi ve onun sonucu olarak bilim ve yeniliklerde sıçrama yaşaması devlet yönetimini askeri ve eğitim alanında değişiklik kararları almaya sevk etti.

Tanzimat dönemi ile başlayan yenilik süreci tüm kurumlar ile birlikte eğitimde de ortaya çıkmış, küçük yaştan itibaren bugünkü eğitim sistemi olan ilk-orta-lise gibi ayrışan eğitim temelleri atılmış oldu.

Avrupa ülkelerindeki yenilik ve gelişmelerden faydalanmak adına devlet politikası ile Paris, Berlin, Viyana, Londra gibi merkezlere öğrenci gönderilmiştir. Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, İbrahim Şinasi gibi önemli isimler bu kapsamda gönderilen öğrenciler arasındaydı.

1900’lerin başından itibaren yurt dışından ülkemize gelen genç idealist öğrencilerinde çalışması ve katkısı ile okullarda eğitimi daha organize ve sistemli hale getirmek için eğitimcilerin yetişeceği öğretmen programları, kız çocuklarının okula gidişi gibi planlı bir eğitim dönemine girildi.

Savaşlar ve önceliklerinde farklı olduğu zor yıllar ile birlikte Cumhuriyet dönemine gelen süreçte medreseler ile modern yapıya döndürmeye çalışılan yeni okul modelleri ile çoklu ve karmaşık bir eğitim öğretim yapısına dönüştü.

Tevhidi tedrisat kanunu ile birlikte Milli Eğitim bakanlığı çatısı altında tüm okulların toplandığı bir yapı, yeni bir dil, yeni eğitim programı, okul ve öğretmen sayısı artışı için seferberlik, köy enstitüleri gibi modeller çalışıldı.

Bin yıllık birikim ve üzerine koyarak gelen eğitim ve öğretim derinliği bir yandan dünya gerçeklerini yakalamak üzerine sistem geliştirmeye çalışırken bir yandan yeni ve sıfırdan alfabe ile okuma ve yazmayı yaygınlaştırmaya çalışmıştır.

Eğitim Sistemimizin tarihsel akışını kısaca özet tablo niteliğinde aşağıda vermeye çalıştım.

Hayata hazırlıktan bilgi ve ahlaka, oradan bilim ve sorgulamaya;

1. ORTA ASYA TÜRKLERİ

“İyi bir insan nasıl olmalı?”

Hayata hazırlama temelli eğitim anlayışı

  • Avcılık, hayvancılık ve tarım nasıl yapılır öğretilmesi,
  • Ata binme, savaş teknikleri ve silah kullanma eğitimi,
  • Töre, örf, anane ve gelenekler ne der,
  • Toplum içinde davranış ve iletişim nasıl olmalıdır
  • Dayanışma, sorumluluk ve toplumsal aidiyet yükümlülükleri nelerdir.

Temel amaç:
Hayata ve topluma uyum sağlayabilen, töreye bağlı, güçlü ve sorumluluk sahibi birey yetiştirmek. Yazılı değil sözlü-davranışsal kültür.

2. SELÇUKLU – OSMANLI (İslamiyet’in kabulü sonrası)

“Bilgili ve ahlaklı insan nasıl yetişir?”

İslamiyet’in kabulüyle Türk eğitim anlayışına yeni bir boyut eklenmesi

  • Örfî eğitim geleneğinin öğretim ile harmanlanması,
  • İlim ve bilime yöneliş, devlet politikası,
  • Medrese merkezli örgün eğitim,
  • Dinî ilimlere ağırlık verilmesi,
  • Matematik, astronomi, tıp, mantık gibi fenni/aklî ilimlerde ilerleyiş,
  • Devlet adamı yetiştirmeye yönelik yüksek eğitim kurumları (Enderun)
  • Meslek ve ahlak eğitiminde Ahilik ve Lonca sistemi gibi yapıların kurulması

Temel amaç:
Bilgi ve ahlakı birlikte taşıyan, mesleğinde yetkin ve devlet/toplum hizmetine hazır insan yetiştirmek.

3. TANZİMAT SONRASI & CUMHURİYET DÖNEMİ

“Çağın ihtiyaçlarına cevap veren, topluma ve devlete faydalı insan nasıl yetişmeli?”

Modernleşme ve bilgi temelli eğitim sisteminin yeniden yapılandırılması

Modern çağın ihtiyaçlarına cevap verebilmek için Batı’daki bilim ve eğitim anlayışlarından etkilenme

  • İlk, orta ve lise düzeyindeki okul sisteminin temellerinin güçlenmesi
  • Modern eğitim kurumlarının yaygınlaşması, 
  • Yabancı okulların ve farklı eğitim kurumlarının ortaya çıkması (dini ve fenni ilimler okul olarak ayrılmış oldu)
  • Askerî eğitimin modernleştirilmesi
  • Sivil ve modern eğitim kurumlarının gelişmesi
  • Bilimsel düşünce ve modern pedagojinin eğitim anlayışına girmesi
  • Çocuğa yalnızca bilgi vermek yerine düşünme ve sorgulama becerisi kazandırma anlayışının gelişmesi

 Temel amaç:
Çağın bilimsel ve toplumsal ihtiyaçlarına cevap verebilen, bilgili, düşünebilen, üreten ve topluma faydalı birey yetiştirmek.

Günümüze gelen bu süreçleri kısaca özetlemeye çalıştım, günümüzdeki eğitim ve öğretim içinde kısa bir değerlendirme yapacak olursak;

Sürekli sistem ve bakanlık değişimi ile eğitim ve öğretim sisteminde yeni modeller ve arayışlar yaşanmıştır.

Son 50 yılda ülkemizde 26 Milli eğitim bakanı değişmişken diğer bazı ülkelerde ör. Almanya 14, Rusya 12, ABD 13 kez değişim olmuştur.

Eğitim temelinde devamlılık ve uzun vadeli planlar ile ilerlemesi gereken bir sistem olmalıdır. Tarihinden aldığı birikimi geleceğe iz düşüm yapacak modern, çağı yakalayan bir anlayışla şekillenecek bir sistem kurulmalı. Hayata yeni başlayan çocuktan, ülkesine, toplumuna katkı sağlayacak her bireye kadar sorumluluk bilincini verecek, yasal ve ahlakı bir bütün olarak özümseyecek bir sistem.

Alev Alatlı’nın “Her yasal hak helal değildir’ cümlesinden hareketle yasal yada toplumca normal görünen herşeyin hak olmayacağı, esas olanın fıtrata uygun bir yaşantıya temel olacak bir sistemin kurulması olduğunun bilinmesidir.

Hemen hemen her 5 yılda bir eğitim sistemi ve akışında değişiklik yaparak kuşaklar arasında eğitim bağlantısını zayıflatıp, müfredat odaklı bir sisteme çocukları mahkum etmektedir. Neredeyse 10 yaşlarında başlayan ilk okul sonrası yarışla dolu bir eğitim hayatı olmakta, toplumun meslek gruplarındaki insanları etki ve konumlarına göre tasnif etmeleri ve sosyal statüleri ile konumladıkları için usta-çırak, sanat ve zanaatkarlık önemli ölçüde zarar görmeye başlamıştır.

2000 li yıllara kadar toplumda rol model durumunda olan öğretmenlerin şimdilerde bilgi bankası işlevinin ötesine geçmeyen toplumsal roller oluşturulmuş, bilgiye hızlı ve kolay erişim eğitim ve sosyal rollerde çocuk yetişmesinde negatife dönmüştür.

Toplumun geleceğini şekillendiren yeni neslin gelenekler, örf, adet ve öz kültür harmanı ile modern yenilikçi çağdaş bir birey yetişmesi temelindeki önemli figürlere sürekli taarruz ile itibar suikastı yapılarak toplumun önemli mihenk taşları zayıflatılmaya çalışılmıştır. Aile içindeki baba, mahalledeki abi, camideki imam, okuldaki öğretmen, askerde komutan, cemaatler yolu ile hocalar, ustalar, tamirciler, şöförler, çiftçiler vs  kısaca hayatın içindeki önemli figürler zayıflatıldı.

Kültürel harmanı verecek, eğitecek, öğretecek figürlerin zayıflığı bireyselci ve içine kapalı, sisteme bağlı bireyler yetiştirmeye başlamış, istediği, hatta istemediği her şeyi anında eline veren bu yapı sürekli elinde tutacağı adeta entübe edilmiş bir nesil inşa etmeyi başarmıştır.

Son olarak;

7-8. yy ile toplumun geneline yayılmayan bilim ve yazılı öğrenim fırsat eşitliği ile hem eğitilmiş hemde öğretilmiş insan kaynağına sahip oldu.

9 YY ile birlikte bu iki rota çift motoru ile performansı yüksek şekilde hızla yol aldı. Kemale erdiren, keşifler yaptıran, icat, buluş üreten insan kaynağı oluşturdu. Aynı dönem için irfan ve ilim için uygun iklim oluştu, öyleki bir taraftan Mevlanalar, Ahmet Yeseviler, Yunus Emreler yetiştirirken diğer taraftan ise Biruni, Cabir, Harezmi, İbni-Sina lar çıktı.

İnsanın doğru bir hayat yolculuğu için iki kanatlı bir beslemeye ihtiyacı vardır. İlki eğitim ile olgunlaştırma; ailede başlayan, mahallede şekillenmeye başlayan okulda öğretmenleri ile, meslek kuruluşlarında ustalar ile kemale eren sistem. İkincisi ise Öğrenme- Öğretim, bilim ve ilim yolunda akıl ve bilgi ile yoğrulmuş ahlak ile olgunlaşmış bir öğrenim sistemi.

Günümüzde ise gelenekselci eğitimden akademik bilgi ve öğrenme merkezli bir yapıya geçiş yaşanıyor. Doğru yada yanlışlığı değil tek motorun, tek kanatlı bir yolculuğun kısa vadeli başarılar getireceği ama toplumu geleceğe taşıyacak birikimden uzaklaştıracağı endişeleri oluşturmaktadır.

Eğitim den öğretime geçiş yerine eğitim ile öğretim modelinin bizi en parlak muasır medeniyet seviyesine çıkarttığı o sihirli bütünsel eğitim & öğretim uyumunu yeniden inşa etmeye ihtiyacımız var.

Kaynak: wikipedia, TBBM arşivleri, Google AI, meb.gov.tr, Tubitak.

SORGUN DÜŞÜNCE KULÜBÜ

Salih Şahan

Author: yasin66
İsim: YASİN AĞAN

Bir yanıt yazın